Çok zor şartlar altında yazıyorum şu an bu satırları. Kolum, bacağım, ayak parmaklarım, hepsi bölüm bölüm, kısım kısım kabardı . Deftere yazmayı denedim, sayfalar yabışıyor -bence o karikatür çok komik lan.-
Kolumun bacağımın iffetine namusuna göz diken sivrisinek, bizden kaçarken örümcek ağına takıldı olum lan ehehehe. Onu paylaşmak istedik aslında. Duygy ve ben. Ben Duygu.
O değil de, 2 Duygu birlikte gezerken "Aranızda durup dilek tutayım dehah" şakasını bekleyip, hiç karşılaşmamamızın mutluluğuyla evimize döndük bugün. Duygy'la paylaşmadım ama, otobüsle Eyüp'ten geçerken, otoban kenarında mangal yapan çılgınları izlerken içten içe yaşadım ben bu mutluluğu. Fakat şakanın annem tarafından, Duygy telefonla konuşurken gizlice yapılması gerçekten zoruma gitti. Hayır arkadaş, diyor bir de "kızın yanında söylemedim sonra dalga geçersiniz". Allah allah lan? Farkında da.
O şakadan sonra, Duygy'la uzun uzun insan psikolojisi üzerine konuştular. "Gençlik neden böyle, nereye gidiyoruz" temalı emekli geyiği çevirdiler lan resmen. İzledim ben de öyle. bol bol "tabi ya, evet ya, eh işte, cık cık cık" tükettim. Duygy gene telefona gitti sonra, "İyi çene var kızda ha, dimi anne" dedim, "evet iyi kız, efendi kız, gelse de yatsam, çok uykum geldi" diye karşılık verdi. Telefon konuşması biraz uzun sürdü Duygy'nun.
Duygy bunları yarın buradan öğrenecek. Kendisini öpüyorum. (sanala nasıl alıştıysak mınakoyim, kız yanımdaki yatakta uyuyor, buradan öpücük atıyorum. gençlik hakkaten nereye gidiyor? yani bu yozlaşmışlık..bu popüler kültür.. di mi anne?)