Madem artık kimse yazmıyor, ben de bu kurumu lağv ediyorum.
adios.
30 Haziran 2009 Salı
21 Haziran 2009 Pazar
- 20:46
Birazdan okuyacağınız ve tamamı benimle ilgili olan bu yazı sizi rahatsız edebilir, irrite edebilir, midenizi bulandırabilir ya da ne sikimse.
İnsanın en ufak anını bile cehenneme çeviren felaketlere sebep olan insanlar; Ben sizin için hiç iyi bir dünya, iyi bir hayat dilemiyorum. Düşmanı için dua eden Sevgili İsa peygamber; bunlar senin için de geçerli canım.
İnsanın en ufak anını bile cehenneme çeviren felaketlere sebep olan insanlar; Ben sizin için hiç iyi bir dünya, iyi bir hayat dilemiyorum. Düşmanı için dua eden Sevgili İsa peygamber; bunlar senin için de geçerli canım.
9 Haziran 2009 Salı
to dear gd 10:33

when you try your best but you dont succeed
when you lose something you cant replace
when you feel so tired but you cant sleep
stuck in reverse..
lights will guide you home,
and ignite your bones
and we will try to fix you.
Muraat !
Deağ !
Hadi gülümseeğeğeğeağ.
Deağ !
Hadi gülümseeğeğeğeağ.
* fotoğraf rainroom isimli dA kullanıcısına aittir.
8 Haziran 2009 Pazartesi
Deyim 20:12
''Canım burnumda'' diye bir deyim var ya hani? o çok gerçek bir şey işte.
Etiketler:
dolu boş kaşıntı
Felsefik Tartışımlar 02:23
Çok zor şartlar altında yazıyorum şu an bu satırları. Kolum, bacağım, ayak parmaklarım, hepsi bölüm bölüm, kısım kısım kabardı . Deftere yazmayı denedim, sayfalar yabışıyor -bence o karikatür çok komik lan.-
Kolumun bacağımın iffetine namusuna göz diken sivrisinek, bizden kaçarken örümcek ağına takıldı olum lan ehehehe. Onu paylaşmak istedik aslında. Duygy ve ben. Ben Duygu.
Duygy bunları yarın buradan öğrenecek. Kendisini öpüyorum. (sanala nasıl alıştıysak mınakoyim, kız yanımdaki yatakta uyuyor, buradan öpücük atıyorum. gençlik hakkaten nereye gidiyor? yani bu yozlaşmışlık..bu popüler kültür.. di mi anne?)
Kolumun bacağımın iffetine namusuna göz diken sivrisinek, bizden kaçarken örümcek ağına takıldı olum lan ehehehe. Onu paylaşmak istedik aslında. Duygy ve ben. Ben Duygu.
O değil de, 2 Duygu birlikte gezerken "Aranızda durup dilek tutayım dehah" şakasını bekleyip, hiç karşılaşmamamızın mutluluğuyla evimize döndük bugün. Duygy'la paylaşmadım ama, otobüsle Eyüp'ten geçerken, otoban kenarında mangal yapan çılgınları izlerken içten içe yaşadım ben bu mutluluğu. Fakat şakanın annem tarafından, Duygy telefonla konuşurken gizlice yapılması gerçekten zoruma gitti. Hayır arkadaş, diyor bir de "kızın yanında söylemedim sonra dalga geçersiniz". Allah allah lan? Farkında da.
Duygy bunları yarın buradan öğrenecek. Kendisini öpüyorum. (sanala nasıl alıştıysak mınakoyim, kız yanımdaki yatakta uyuyor, buradan öpücük atıyorum. gençlik hakkaten nereye gidiyor? yani bu yozlaşmışlık..bu popüler kültür.. di mi anne?)
Etiketler:
+18,
Duygy,
orospuçocu sivrisinek,
sex,
webcam,
yoz gençlik
7 Haziran 2009 Pazar
sinav stresinin uzun donemli psikolojik etkileri uzerine 00:20
selaminkavlen ademogullari.
bendeniz sizlerle bulustugum ilk yazimda, oncelikle bilincaltimla tanismanizi isterim. lafi sakiza cevirmeden evvel derhal anlatmaya basliyorum.
sinav denen hadiseyi hayatimdan cikarali uzun sure gecmis gunlerden birinde, bir ruya gordum. bu ruya, ya gelecek kotu gunlerin habercisiydi ya da sinsi bilincaltimin bana oynadigi bir oyundu. neden secenek veriyorum? gayet de bilincaltimin bir oyunuydu bu. yoksa nostradamus muyum ki gelecekten kotu haberler alayim? hayret bir sey.
ruyamda bir sinifta, en arka sirada oturuyorum. oldukca kasvetli bir gun olmali ki sinifin ici los. en arka siradayim ve yanimda kimse oturmuyor. icimde, insanin uzerine manda cokmesini aratmayacak bir sikinti var. sanki korkunc bir sey olacak ve ben bunu engelleyemeyecegimi biliyorum. bilmek dostlarim, aslen cok korkunc bir sey. hani bilmesem belki bir nebze olsun caba gosterecegim ama biliyorum ki ben 100 metreyi 1 dakikada kosamam. neyse, simdi konumuz bu degil.
sinifta sikinti icerisinde otururken birden fark ediyorum ki, siniftaki hickimseyi tanimiyorum. keske fark ettigim tek sey bu olsa diyerek siniftaki diger ogrencilerin tavirlarindan hummali bir sinav hazirligi icerisinde olduklarini anladigimi da sozlerime eklemek isterim. herkes bir sekilde sinav oncesi son cirpinislarini yapiyor, sanki o 3 dakikada okuyacaklari, o stres duzeyindeyken aklinda kalacakmis gibi hizli okuma rekoru kiriyordu. bu rekor denemeleri, hocanin sinifa girmesiyle son buldu. hoca kagitlari dagitti ve herkes muthis bir hizla sorulari yanitlamaya basladi. ben ise uzaylilar tarafindan kacirilip, uzerinde cesitli deneyler yapildiktan sonra taksim meydani'na isinlanmis bir maymun gibi etrafima bakiyordum. bir sure sonra kaygimi yenip kagidigima odaklandim. ve gordugum manzara karsisinda bilincaltimin yaraticiligindan oyle cok etkilendim ki o an kendimi simartmaya basladim. ne simartmasi? sinav bir edebiyat dersi ile ilgiliydi ve sinavdaki tum sorular tolstoy'un eserleriyle ilgiliydi: karakter isimleri, karakterlerin psikolojik analizleri, bazi kitaplarin ozetleri ve karsilastirmalari, altmetinler, tolstoy'un yasadigi donem ile kitaplari arasindaki iliskilendirmeler... simdi yazarken bile sistim yeminle. paragraf yapayim ki havam degissin.
sorulari okudukca aklimi oynatacak gibi oluyorum. bir yandan da o sorulari cevaplamak zorundayim ki, yerimden kalkip sinavi terk edemiyorum. bari biraz saha arastirmasi yapayim diye dusunerek can havliyle onumde oturan ogrenciden birkac cumle gorup yaziyorum. yazdigim cumlelere kendi ekledigim cumleleri ise, ne siz sorun ne ben soyleyeyim. bu bicimde 3-5 kopya denemesinden sonra en azindan bazi sorulara kisa da olsa yanit yazmis olmanin ferahligi, daha cok kopya cekmek ve daha cok sey yazmak hirsi ile butunlesiyordu bende. isin kotusu kopya cektigim adami da tanimiyorum ve ona da caktirmamak icin paraliyorum kendimi. adeta bir karabasanin icindeyim. tam kopya cekme islemim bitmis ve o sirada hoca "yazmayi birakin, sinav bitti" demisken yanibasimda upuzun sakallari, catik kaslari ve simsiyah bir rahip giysisi icinde tolstoy belirip sinav kagidimi bir hisim onumden cekerek burusturup yiyor. ama nasil bir yemektir o arkadas. adam resmen tek lokmada yuttu gul gibi sinav kagidimi. bu sahne karsisinda allah gormus munafik gibi tas kesiliyorum. daha fazla dayanamayan egom devreye giriyor ve ruyam bu sekilde sonlaniyor.
etik degerlere saygisindan oturu ben tolstoy'u buradan tebrik etmek istiyorum. serefsiz seni.
bendeniz sizlerle bulustugum ilk yazimda, oncelikle bilincaltimla tanismanizi isterim. lafi sakiza cevirmeden evvel derhal anlatmaya basliyorum.
sinav denen hadiseyi hayatimdan cikarali uzun sure gecmis gunlerden birinde, bir ruya gordum. bu ruya, ya gelecek kotu gunlerin habercisiydi ya da sinsi bilincaltimin bana oynadigi bir oyundu. neden secenek veriyorum? gayet de bilincaltimin bir oyunuydu bu. yoksa nostradamus muyum ki gelecekten kotu haberler alayim? hayret bir sey.
ruyamda bir sinifta, en arka sirada oturuyorum. oldukca kasvetli bir gun olmali ki sinifin ici los. en arka siradayim ve yanimda kimse oturmuyor. icimde, insanin uzerine manda cokmesini aratmayacak bir sikinti var. sanki korkunc bir sey olacak ve ben bunu engelleyemeyecegimi biliyorum. bilmek dostlarim, aslen cok korkunc bir sey. hani bilmesem belki bir nebze olsun caba gosterecegim ama biliyorum ki ben 100 metreyi 1 dakikada kosamam. neyse, simdi konumuz bu degil.
sinifta sikinti icerisinde otururken birden fark ediyorum ki, siniftaki hickimseyi tanimiyorum. keske fark ettigim tek sey bu olsa diyerek siniftaki diger ogrencilerin tavirlarindan hummali bir sinav hazirligi icerisinde olduklarini anladigimi da sozlerime eklemek isterim. herkes bir sekilde sinav oncesi son cirpinislarini yapiyor, sanki o 3 dakikada okuyacaklari, o stres duzeyindeyken aklinda kalacakmis gibi hizli okuma rekoru kiriyordu. bu rekor denemeleri, hocanin sinifa girmesiyle son buldu. hoca kagitlari dagitti ve herkes muthis bir hizla sorulari yanitlamaya basladi. ben ise uzaylilar tarafindan kacirilip, uzerinde cesitli deneyler yapildiktan sonra taksim meydani'na isinlanmis bir maymun gibi etrafima bakiyordum. bir sure sonra kaygimi yenip kagidigima odaklandim. ve gordugum manzara karsisinda bilincaltimin yaraticiligindan oyle cok etkilendim ki o an kendimi simartmaya basladim. ne simartmasi? sinav bir edebiyat dersi ile ilgiliydi ve sinavdaki tum sorular tolstoy'un eserleriyle ilgiliydi: karakter isimleri, karakterlerin psikolojik analizleri, bazi kitaplarin ozetleri ve karsilastirmalari, altmetinler, tolstoy'un yasadigi donem ile kitaplari arasindaki iliskilendirmeler... simdi yazarken bile sistim yeminle. paragraf yapayim ki havam degissin.
sorulari okudukca aklimi oynatacak gibi oluyorum. bir yandan da o sorulari cevaplamak zorundayim ki, yerimden kalkip sinavi terk edemiyorum. bari biraz saha arastirmasi yapayim diye dusunerek can havliyle onumde oturan ogrenciden birkac cumle gorup yaziyorum. yazdigim cumlelere kendi ekledigim cumleleri ise, ne siz sorun ne ben soyleyeyim. bu bicimde 3-5 kopya denemesinden sonra en azindan bazi sorulara kisa da olsa yanit yazmis olmanin ferahligi, daha cok kopya cekmek ve daha cok sey yazmak hirsi ile butunlesiyordu bende. isin kotusu kopya cektigim adami da tanimiyorum ve ona da caktirmamak icin paraliyorum kendimi. adeta bir karabasanin icindeyim. tam kopya cekme islemim bitmis ve o sirada hoca "yazmayi birakin, sinav bitti" demisken yanibasimda upuzun sakallari, catik kaslari ve simsiyah bir rahip giysisi icinde tolstoy belirip sinav kagidimi bir hisim onumden cekerek burusturup yiyor. ama nasil bir yemektir o arkadas. adam resmen tek lokmada yuttu gul gibi sinav kagidimi. bu sahne karsisinda allah gormus munafik gibi tas kesiliyorum. daha fazla dayanamayan egom devreye giriyor ve ruyam bu sekilde sonlaniyor.
etik degerlere saygisindan oturu ben tolstoy'u buradan tebrik etmek istiyorum. serefsiz seni.
Etiketler:
bilincalti,
tolstoy
4 Haziran 2009 Perşembe
Boşluk
-
▼
2009
(16)
- 06/28 - 07/05 (1)
- 06/21 - 06/28 (1)
- 06/07 - 06/14 (4)
- 05/31 - 06/07 (10)
Labels
- +18 (1)
- bilincalti (1)
- dolu boş kaşıntı (1)
- Duygy (1)
- msn (1)
- orospuçocu sivrisinek (1)
- sex (1)
- tepkili insanlar (1)
- tolstoy (1)
- webcam (1)
- yoz gençlik (1)
